Ekathimerini gazetesinde Alexis Papachelas’ın yorum- haberine göre yapılan son kamuoyu araştırmalarında sürekli olarak oyunu artıran tek parti liderliğini Giorgos Karatzaferis’in yaptığı Ortodoks Halk Birliği Partisi -LAOS-.

Bu başarının temelinde neler yattığını sorgulamak gerektiğini söyleyen Papachelas sırayla şu siyasetleri gösteriyor:

1)Cesurca sorumluluk alması: Karatzaferis -onu destekleyen seçmenlerini kaybetmeyi göze alarak AB ve IMF ile yapılan memorandum anlaşmasını destekledi.

2)Ülkesi için rakip partilerle işbirliğine gitmesi: Tüm partilerin desteklediği bir hükümet kurulmasını önermesi.

3)Yalın, çarpıcı konuşma üslubu: Ülkedeki özelleştirmeler konusunda; “savaşta silah almak için gümüş takımlarınızı satarsınız, bizde şu an bir savaştayız!” demesi buna bir örnek.

4)Siyasal değerlerinin sınandığı durumlarda “siyasi doğruculuk” yapmayıp gecikmeden tavrını ortaya koyması: Papachelas PASOK ve YDH’nın bugünlerde dile getirdikleri “yasa ve düzen”in tavizsiz uygulanmasıyla ilgili olarak Karatzaferis’in çok önceden uyarıda bulunması.

5)Çevresinde toplanan yeni ve genç kadro

Papachelas’ın Karatzaferis analizi Türkiye açısından özellikle “milliyetçi siyaset” çevresi için önem taşıyor çünkü Yunanistan’da “milliyetçi söylemin” ağır bastığı partiler çok sevilmiyor ancak görünen odur ki Karatzaferis yukarıda sayılanlarla beraber bu sorunu aşmaya başlamış.

Geçen hafta Yunanistan rahat bir nefes aldı diyebiliriz. Avrupa Birliği liderleri her zaman olduğu gibi Yunanistan’ı esirgediler. Yunanistan’ın 3 sene içinde % 5.2 faizle ödemesi gereken 100 milyar Euro’yu 7.5 yılda % 4.2 faizle ödemesine karar verdiler. George Papandreou bu yeni durumun Yunan halkının omuzlarındaki borç yükünü hafifleteceğini söyledi. Başbakan Papandreou (Turgut Özal’ın IMF görüşmelerinde imzaladığı yeni borç anlaşmalarından sonra yaptığı gibi) adeta bir savaş kazanmış gibi konuştu: “Çabaladık, yılmadık ve bunu başardık. Bu savaşı ciddiyetimizi ve güvenilirliğimizi birer silah gibi kullanarak kazandık.”

George Papandreou konuşmasında sık sık bu “işin” başarılmasında Yunan halkının çabasının çok büyük katkısı olduğunun altını çizdikten sonra şunları söyledi: “Şu noktadan emin olunmasını istiyoruz ki ülkemiz çizilen programa sadık kalacaktır.” Bunun tercümesi şu: “Yunan halkı daha uzun bir süre -en az 7.5 yıl daha;2019′a kadar- ekonomik sıkıntıya katlanacak.”

Yunanistan bu vade uzatma ve faiz düşürülmesiyle Başbakan Papandreou’nun açıklamasına göre 6 milyar Euro kar etmiş oldu. Başbakan Papandreou, bu kazancın ötesinde Yunanistan’dan istendiği söylenen -gerçekten utanç verici olan(bu italik yazılı kelimeleri Papandreou söylemedi ben ekledim)- “Yunan Anayasası’na tüm hükümetleri bağlayacak şekilde belli seviyenin üstünde kamu borç alımına engel olacak madde konması” talebinin de geri çekildiğini belirtti.

Papandreou ayrıca daha önceki raporlarda yer alan “Yunanistan’ın 2015′e kadar 50 milyar dolar değerindeki kamu işletmelerini özelleştirmesi” talebini reddettiklerini ve bu konunun Yunan hükümeti ve halkının kararına uygun bir şekilde düzenleneceğini söyledi. Bunun açıklaması ise şu “Yunanistan’da önümüzdeki dönem ciddi bir özelleştirme programı uygulanacak; uygulanmak zorunda ancak Yunanistan bunu sanki “halkın ve hükümetin özgür iradesi ile karar almış da uyguluyormuş gibi yapacak!”

Papandreou, Avrupa Birliği’nin Yunanistan’ın hoşuna gidecek bir adım daha atıp 2013′te sürekli çalışacak bir kurum haline gelecek olan Avrupa Finansal İstikrar Kurulu’nun 450 milyar Euro olan kapasitesini 500 milyar Euro’ya çıkarılmasına karar verilmesini de memnuniyet verici bulduklarını kaydetti. Bunun anlamı da şu “Yunanistan gibi devlet ve siyaset mekanizması iyi çalışmayan ya da dış etkenlere çok bağımlı piyasalara sahip-İrlanda gibi- AB üyesi ülkelerin sırtı yere gelmeyecek; dara düştüklerinde; ki artık dara düşmelerine ağabeyleri ve ablaları izin de vermeyecek çünkü AFİ Kurulu ve mekanizması ile ülke ekonomileri çok yakından takip edilip, denetlenecek.”

AB her zaman olduğu gibi Yunanistan’ı esirgedi. Papandreou da sanki onca borcu alıp ödemeyen “başka hükümetlermiş” gibi Brüksel’den Yunan milliyetçiliğiyle karışık “Akdenizbesk” tarzı hamaset dolu bir retoriğin sonunu sol söyleme selam çakarak şöyle bağladı: “Piyasanın iştahına karşı artık bir koruma kalkanımız var!”

George Papandreou hakkında tarama yapınca insan bir an duraksıyor. Öncelikle isim bir çok yerde farklı yazılıyor. Bunun en temel nedeni İngilizce yazan ve konuşanların yabancı kelimeleri telaffuz açısından kolaylarına gelecek şekilde değiştirmeleri, aslında “tahrif etmeleri”; buna “anglicisation” diyorlar.

George Papandreou mu, Georgios Papandreou mu yoksa Yorgo Papandreou mu?  Ben internette en yaygın kullanılan biçimini tercih ettim:George Papandreou! İsminin Yunanca yazılışı ise şöyle:  ” Γεώργιος Α. Παπανδρέου “

Yunanistan siyasetinin bugün bir numaralı oyuncusu konumunda olan Papandreou 16 Haziran 1952′de ABD’de dünyaya geldi. Seneye altmış yaşına basacak olan Papandreou’nun annesi Bulgaristan kökenli bir Amerikalı. Babası Andreas Papandreou’nun ikinci karısı olan Margareth Papandreou’dan doğan ilk çocuk olan George Papandreou, 1974′ten beri 37 yıldır bilfiil PASOK’un içerisinde siyaset yapıyor. Dedesi ve babası da Yunanistan başbakanı olan George Papandreou adeta bir aile geleneğini devam ettiriyor ancak bir gelenekten ziyade siyasal bir hanedanlıktan bahsetmek daha doğru. İkinci eşinden olan oğluna Andreas (babasının adı) adını veren George Papendreou şimdiden siyasi rakiplerinin yüreğine korku salmış oldu. Kendisi de dedesinin adını taşıdığı için Yunanistan’ın II. George Papandreou’dan sonra II.Andreas Papandreou’nun da başbakanlığını görmesi artık mümkün. 29 yaşındaki Andreas’ın henüz bir sesi çıkmıyor ancak bu elbette çıkmayacak anlamına gelmiyor.

George Papandreou’nun 2007′de önce parti kongresi ile genel seçimlerdeki başarısı ve 2009′da AB Parlamento seçimlerindeki zaferi tüm dünyada imajı yerle bir olan Yunanistan’ın tek avuntusu oldu diyebiliriz. Ancak tabii ki bu başarılar Yunanistan’ın somut sorunlarını ortadan kaldırmış değil.

Bu somut sorunların (ekonomik, sosyolojik ve kültürel) ötesinde Papandreou açısından aşılması gereken engel Yunanistan’ın “güvenilmez ülke” imajını silmek. Dünyada yaşanan ciddi ekonomik krizden sonra tüm dünyada “güvenilirlik” en çok önem kazanan değer oldu. Papandreou da bunun farkında davranıyor ancak eski alışkanlıklarından tamamen sıyrıldığı söylenemez: En son olarak geçici ikamet ve çalışma izni için açlık grevi yapan 300 kaçak göçmenin taleplerinin kabul edilmesi bunu gösteriyor.

300 kaçak göçmen Yunanistan’ın hepsine oturma ve çalışma izni vermesini talep etti. Ancak Yunanistan hükümeti bu talepleri reddetti. Bunun üzerine göçmenler açlık grevine başladılar ve 40. günde Yunanistan hükümeti pes etti. George Papandreou’nun siyaset yapma biçimini anlamak açısından bu süreci analiz etmek gerekiyor. Papandreou’ların siyaset yapma biçiminde “popülizm” çok belirleyici bir güç. Hitabet yetenekleri, karizmaları, halk ile diyalog kurma becerileri, direnme azimleri -baba Andreas Papandreou’nun cuntaya, oğul George’un ekonomik tsunamiye rağmen liderlik mücadelesi vermesi- Yunan halkını etkiliyor. Ancak hem baba hem de oğul Papandreou da ortak özellik Gordion düğümüne kılıcı vuracak yüreğe sahip olamamalarıdır diyebiliriz. 300 kaçak göçmen sorununun halledilmesinde de benzer bir durum yaşandı: Yunanistan başbakanı AB’nın kaçak göçmenleri AB’ye giriş yaptıkları ülkeden sınır dışı edilmelerini ve sınırların daha sıkı kontrol edilmesini isteyen Dublin Kararlarına rağmen ülkesinde yaşadığı tahmin edilen 2.000.000′a yakın göçmene 300 kişi daha ekleyerek tarz-ı siyasetinin değişmediğini gösteren yeni bir örnek sunmuş oldu.

George Papandreou 27 Ocak 2011 tarihinde 2010 yılını değerlendirirken bütün hedeflere ulaştıklarını ifade ediyor. Elbette halkına umut vermek isteyen bir lider bunları söylemeli ama Yunanistan halkının umuttan çok gerçeklerle de yüzleşmesi gerekiyor. George Papandreou bunu “yapamıyor”. Sorunların çözümünü öteliyor. Ülkesinin sınırları eleğe dönmüş ve ülkesinde 2 milyona yakın çoğunluğu kaçak göçmen yaşarken kontrolü altındaki 300 kaçak göçmenin açlık grevi yaptığı binaya giremeyip taleplerini kabul etmesindeki gibi davranıyor. Evet, maaşlarda indirim yaptı, kamu harcamalarını kıstı, emeklilik yaşını yükseltti-yani çalışan kesimin üstüne belli bir ölçüde gitti- ancak ortaya bir çıkış yolu planı koyamadı. Gözünün ucuyla AB’nin mali desteğini kolladığını anlamak mümkün.

George Papandreou ülkesini reformlarla yenileyecek bir lider değil. Yunanistan’ın bu sorunlu yapısı aslında Türkiye için bir şans değil şanssızlık. Bu da ayrı bir yazı konusu.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.